Türk futbolunun düştüğü hal

Başlıkta hata var, çünkü Türk futbolu yok, katma değeri Türklere ait olmayan, Türklerin vatanı olan ama Türkler tarafından yönetildiği şüpheli olan topraklarda çoğunluğu Türk vatandaşı olmayan futbolcular tarafından icra edilen, olayın sadece seyirci kısmında Türklerin çoğunlukta olduğu bir spor dalı olmuştur Türkiye Futbolu.

Aslında Türkler için bir şey ifade etmemektedir. Çaresizlikten, alışkanlıktan, yerine bir şey koyamamaktan bir sürü insan bu sporla vakit geçirmeye çalışmaktadır.

Bu futbola Türk futbolu dememize sebep olabilecek tek gerekçe: sporun bu hale gelmesine sebep olanın Türkler olmasıdır. 3 yabancı, 4 yabancı, x+y yabancı, 10 yabancı, z+y yabancı futbolcu + z+m teknik ekip + yabancı yayın grubu derken Türkler başrol olmaktan çıkmış figürana dönüşmüştür. Artık isteseler de kontrol edemezler. Geriye gidişe kimse devrim de demez, seyircinin çözüme katkı için yapması gereken seyretmemek, şans oyunu oynamamak, ilgiyi bir süreliğine kesmek olmalıdır. Çünkü talep eden konumundaki odur, doğru şeyi talep etmesi ve doğru talep gerçekleşene kadar istediğini tam olarak anlatması ve arkasında durması gerekmektedir.

Depremle bireysel mücadele nasıl olur?

  • Elimizde böyle bir deprem haritası var.
  • Vatandaş olarak yapabileceğimiz şey kırmızı tonlarının yoğun olduğu noktalarda yaşamamaya gayret etmek, vatandaşın bu noktalara rağbet etmemesi gerekiyor. Ama kaç kişi bu haritadan haberdar?
  • Bir şekilde bu kırmızı noktalarda yaşıyorsunuz, ne yapacaksınız?
  • Sağlam binalarda, sağlam zeminli noktalarda yaşamaya çalışmalısınız.
  • Çalıştınız olmadı, ekonomik gücünüz yetmiyor, ne yapacaksınız, bu durumda deprem çantası, çadır vb tedarik etmeniz de zor.
  • Geçmiş zamanın tek katlı gecekonduları daha mı güvenliydi sanki..
  • Daha fazla ileriye gitmeye gerek yok, bireysel olarak yapabileceğiniz çok sınırlı, doğal afetle bireysel mücadelede çok şanslı değilsiniz..
  • Ne yapacaksınız devlete yükleneceksiniz. Ey Devlet o kadar vergi alıyorsun, ey siyasetçiler o kadar vaat veriyorsunuz, doğal afetlerden bizlerin en az etkilenmesi için neler yapıyorsunuz?
  • En basitinden yukarıdaki haritadaki riskli bölgeler ile riski düşük bölgeler arasında nasıl farklı uygulamalarınız var?
  • Koyu kırmızı yerdeki inşaatlar ile sarı yerdeki inşaatların denetim standartları aynı mı? Koyu kırmızı noktaya yapılan bir inşaatın onayı ile sarı renkteki yere yapılmış bir inşaatın sağlaması gereken şeyler aynı mı? Riski yüksek bir yere yapılan inşaatın zeminin sağlam olması şart tutuluyor mu? Malzeme ve işçilik kalitesi ile ilgili gereksinimler daha fazla isteniyor mu?
  • Bu soruları devletimize, hükümetimize sormamız gerekiyor.
  • Bir sefer sormak yetmez, sürekli sormamız gerekiyor.
  • Her sene bir önceki seneye göre ne kadar iyileştik onun hesabını almamız gerekiyor, yok seneden seneye bir iyileşme yoksa, aldıkları vergilerden bu yola harcamaları gerekenleri başka yere harcadıklarını söyledikleri zaman onları görevden almak gerekiyor.
  • İnsanların canını ciddiye almayan devlet yetkilisinin o koltukta daha fazla oturmaya hakkı yok. En azından özür dilemeli, vatandaştan tekrar şans istemeli, kaderini vatandaşın tercihine bırakmalı.

Lafın özü, bireysel olarak istediğiniz kadar mücadele edin, eninde sonunda toplu mücadele edilmesi gerçeği ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Deprem haritası ayrıntısı için: https://deprem.afad.gov.tr/deprem-tehlike-haritasi

Mesai dışındaki saatlere verilen sağlık randevuları

Mr, ultrason, film, röntgen gibi tıbbi tetkikler için geç saatlere randevular verilebildiğini biliyorsunuzdur. Kısıtlı kaynakların verimli kullanımı için uygun bir uygulama olduğunu kabul edebiliriz. Ancak bu uygulamanın çalışmasını ayarlarken yaşı daha büyük hastaların randevularının daha erken saate hedeflenmesi daha makbul olacağını düşünüyorum.

Yaşı küçük hastanın geç saatlere kadar hastaneye ulaşımı, yaşlı hastanın ulaşımına kıyaslanarak daha kolaydır.

Sistem belki de bu prensibe göre çalışıyordur ama geç saatte tıbbi tetkik için hastanede gördüğüm yaşlılar yüzünden böyle çalışmıyor olabileceğini, hedeflenen duruma henüz ulaşılmamış olduğunu düşünerek önerimi tekrarlıyorum:

  • kaynak yetersizliği dolayısıyla mesai dışı saatlere verilen tıbbi tetkik randevularında erken saatler daha yaşlılar için, geç saatler de yaşı daha gençler için ayrılsın. Hastalığın öncelik seviyesi hangisindeyse o daha öne alınsın.

Yaşamak güzel şey

“Yaşamak güzel şey” isimli sinema filmi dinlenmiş bir kafayla seyredildiğinde çok iyi geliyor. Mandıra Filozofu’ndan sonra başarılı bir yapım daha.

Kısa süre sonra öleceğinizi öğrenseydiniz ne yapardınız? Soru zor, zamane nesli olarak soruyu beğeniyor ve hayata kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sorunun üstünde düşünmek için beş dakika bile zaman ayırmıyoruz. Ayıramıyoruz demiyorum, ayırmıyoruz. Saçma sapan bin türlü şeye zaman ayırıyoruz, bu soru üstünde 10 dakika bile kafa patlatmıyoruz. Genel hatları ile yaklaşırsak, önem sıralaması olmaksızın, neler yazabiliriz listeye:

  • Helalleşmek
  • Önceki başlıkta incelenebilir ama ayrıca yazıyorum: borçları ödemek
  • Kendimize daha çok zaman ayırmak
  • Ailemize daha çok zaman ayırmak
  • İçimizde kalmasını istemediğimiz, yapmak isteyipte yapamadığımız şeyleri yapmak.
  • Vasiyet 🙁
  • Bizden sonra güvende olmasını istediklerimizin güvende olmasına yönelik hamleler.
  • Gözlerimizin açık gitmemesi yapabileceklerimiz..
  • Buraya kendi yapmak istediklerimi yazmak isterdim ama bana kalmasını tercih ediyorum, gizem de güzel şeydir.

İş hayatında hangi dili kullanıyoruz?

Aşağıdaki yazıyı Linkedin üzerinden paylaştım. Burada neden olmasın? Burada da olsun.

Linkedin üzerinde görüntülemek için burayı tıklayınız.

LinkedIn iş dünyası tarafından kullanılan bir sosyal ağ aracı. Genellikle meslektaşlarımızın paylaşımları ile karşılaşıyoruz. Aynı meslek kolunda faaliyet gösterdiğimiz için “tarzanca” olarak paylaşılmış olsa da paylaşımın manasını anlayabiliyoruz ama anadilde iletişim kurmuş olmuyoruz. Hangi dil olduğunu bilmediğimiz bir dil ile anlatmaya çalışıyoruz meramımızı. Karşıdaki bu dile ne kadar hakim, ne kadar değil bilmiyoruz. Muhatabımız alaylı mı, okullu mu değerlendirmesini yapmak, ona göre kelimeleri seçmek gerekebiliyor. Zira iletişim caka basmak, hava atmak, konuya vakıfmış gibi görünmek için gerçekleştirilen bir eylem değil, iletişimde esas olan anlaşmak, anlatmak istediğinizin ne kadarı muhatap tarafında anlaşılabiliyor?

Ölçme değerlendirmenin esas olduğu, işleri bilgisayar diline aktarmakla ve aktarılan programları yönetmekle yükümlü bt bölümünün dil kullanırken kurallara daha fazla bağlı kalması taraftarıyım. Hangi dil olduğunu bilmediğimiz bir dil ile istediğimiz iletişimi kuramayız.

Derken, Linkedin akışında “Yeni IT Monitoring Projesi” ifadesini içeren bir paylaşımla karşılaştım. Paylaşım ile ilgili olarak hissettiklerimi paylaşmak istedim.

“Yeni IT Monitoring Projesi”, çeviri programına girdi olarak verilse ve başka bir dile tercümesi istense, yapay zeka girdinin hangi dilde olduğunu anlamakta çok zorlanır, yapay zekaya henüz insana özgü sezgi tam olarak eklenebilmiş değil. Bu ifade, Türkçe değil, İngilizce değil, hangi dil peki? Bilgi teknolojileri sektörü çalışanlarına soruyorum: biz hangi dili konuşuyor ve hangi dilde yazışıyoruz?

Ana dilimize, resmi dilimize biraz saygımız olsun. Yerli ve milli olmayı her alana yayalım. Dilimizin yozlaşmaması için çaba sarf edelim. Kimse üstüne alınmasın, bu eleştiri aynı zamanda kendime.

Tüm BT çalışanlarına saygıyla duyurulur.

Not: Profilim (profil kelimesinin Türkçesi) ve bu yazıdaki imla hatası tespit düzeltmelerine şimdiden teşekkürlerimi sunarım.

Nasıl okumalısınız?

Aşağıdaki söz her ortamda geçerli değil tabii ki, ama işinize yarayacağı yerler yok değil.

“Yalanlamak ve reddetmek için okuma!
İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma!
Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma!
*Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku! *
Francis Bacon”

Bu söz tabii ki de şak diye karşıma çıkmadı. Vesile olan arkadaşım İzzet Selçuk Şağban‘a teşekkür ederim.

Tek komutla yüklü Windows güncellemelerini listeleyin

Program ekle/kaldır penceresinden yüklü güncellemeleri listelemek ve dosyaya çıkmak kolay sayılmaz. Yüklü güncellemeleri sunucu sunucu ayrı metin dosyalarına yazdırmak istiyorsanız pencerelerde boğulmanıza gerek yok. Aşağıdaki komutu bir deneyin:

wmic qfe list

Sihirli komutu deneyin, ona bir şans verin.